Ve âlemde en ahenkli çifte dua
Hz.Ali ile Fatıma’nın evlilikleri sonrasındaPeygamber(s.a.v),artık misafirlerin çifti yalnız bırakmaları gerektiğini gösteren bir işaret olarak ayağa kalktı ve Ali’ye: ‘Kendisi geri dönene dek karısına yaklaşmamasını söyledi.Bütün misafirler gittikten hemen sonra geldi. Allah Resulünün dadısı Ümmü Eymen, Fatıma’yı Ali’nin evine götürüp teslim etti. Hz.Ali: ‘Fatıma geldi. Evin bir köşesine oturdu. Ben de uzak köşesine oturdum. Bekledik… Ger değe girmeden önce Allah Resulü geldiler. Bir çanak su istediler. Dudaklarına götürdüler. Parmaklarını ıslatıp, Fatıma’nın başına ve göğsüne serptiler: ‘Allah sizi ve zürriyetinizi şeytandan korusun’ buyurdular. Hz.Ali’ye de aynı sudan serptikten sonra: ‘Allah’ın ismi ve bereketiyle zevcen senindir’ buyurdular. ‘Bir kapla su getirtti, abdest aldı. Hz.Ali ve Hz.Fatıma’nın göğsüne ve iki omzunun arasına serpti. Ve her ikisine dua etti.’ Ve âlemde en ahenkli çiftin evinden ayrıldılar.Peygamber Efendimiz iş taksimatı yaparken kızı Fatıma’ya ev işlerini, Aliye’de harici işleri tavsiye etti.
Peygamber, genç evlileri görmek için gitmiş idi,
Çok sevdiği Fatıma’dan bir kap ile su istedi:
Aldı iki avucuna üstlerine serpiverdi.
Onlara, her damlasından büyük rahmet, sıhhat erdi (A.Köksal)
Baba evindeki destek şimdi yoktu
Fatıma evlenmeden önce babasının evinde onun hizmetinde olanlardan hep yardım görüyordu. Kardeşi Ümmü Gülsüm, Ümmü Eymen, Havle hanım Fatıma’nın yanında şimdi bu yardım eden ellerden hiç biri yoktu.
Ali’nin omuzları Fatıma’nın elleri kabarmıştı
Aşırı fakirliklerini gidermek için Ali su çekiyor ve taşıyor, Fatıma ise buğday öğütüyordu. ‘Ellerim kabarıncaya kadar öğüttüm’ Benim de un öğütmekten ellerim kabardı’ dedi bir gün Ali’ye. Ali’de ona: ‘Ben de omuzlarım ağrıyıncaya kadar su çektim. Değirmen taşı dişemek, bilemekten göğsüm ağrır oldu.’ dedi.Hz.Fatıma hizmetçisizdi. Buğdayını eliyle öğütür, suyunu kendisi taşır. Buğday öğütmekten elleri, su taşımaktan göğsü ağrır oldu. Fatıma’ nın, Allah Resulüne utancından söyleyemediğini Hz.Ali hissettirdi: ‘Acaba gazalardan alınan kadın esirlerden birini Fatıma’ya yardımcı veremez miyiz?’
Birlikte gittiler yardım istemeye
Ali: ‘Allah, babana birçok köle vermiş; git ve onlardan birisini hizmet etmesi için iste’ dedi. Fatıma, hizmetli olarak bir esir istemeye gitti. Ancak istemekten utandı. Fatıma gitti fakat isteyemeden eli boş döndü. Bunun üzerine ikisi birden gittiler istemeye. Daha sonra ikisi beraber gidip istediler. Fatıma’nın El değirmeni ile buğday çekip un öğütmekten kabarmış ellerini göstererek bir hizmetçi isteyince,
Ashabı Suffanın ihtiyacını zor karşılıyorum
Peygamberimiz: ‘Kızım Ashabı Suffe’nin ihtiyaçlarını gideremediğim halde ben sana nasıl yardımcı bulayım’ demişti. Peygamberimiz Aleyhisselam’ Veremem! Ben onu satıp Ehli Suffa’yı geçindireceğim buyurdu. Peygamber (s.a.v): ‘Onları size verip de Ehli Suffe’nin aç kalmasını istemem. Sadece elimdekini ve avcumdakini satarak onları besleyebiliyorum’ dedi. ‘Ben daha Suffe Sahabelerini rahata kavuşturamadım. Böyle şey nasıl olur!’ buyur dular.
Musa b.İmran’ın da döşeği yoktu
Fatıma bir gün: ‘Ne benim ve ne de, amcamın oğlunun, geceleri üzerinde uyuduğumuz, gündüzleri de, üzerinde kestirdiğimiz bir koç postundan başka döşeğimiz var!’ dedi. Peygamberimiz: ‘Ey Kızım! Sabret! Musa b.İmran da, zevcesi ile 20 yıl döşeksiz oturdu. Veya 10 sene boyunca çuha parçasından ibaret bir döşekte yatmışlardır.’ Onların, pamuk tan yapılmış bir abadan başka döşekleri yoktu’ buyurdu.
Namaz sonundaki tesbihatın menşei
Ali ve Fatıma evlerine döndükleri gece, Peygamber(s.a.v) evlerine geldi yanlarına oturdu: ‘Size, benden istediğinizden daha değerli bir şey vereyim mi’ ‘Evet’ dediklerinde ise şunları söyledi: ‘Cebrail bana her namazdan sonra;
On defa Elhamdülillah
On defa Suphanallah
On defa Allahuekber deyin.
Yattığınız zaman da her birini
Otuz üçer defa tekrarlayın’ buyurdu.
Döşeğinize gireceğiniz zaman;
33 defa ‘Suphanallah’ diyerek tesbih ediniz.
33 defa ‘Elhamdülillah’ diyerek Allah’a hamd ediniz.
33 defada ‘Allahuekber’ diyerek Allah’ı tekbir ediniz’ buyurdu.
Ali ileriki yıllarda ‘Bir kez bile onları okumayı ihmal etmedim’ derdi.
Diğer rivayet
Peygamber Efendimiz, zenginlerin mal ile sevap kazanmasına karşılık, fakirlere maddiyat la sınırlı kalmayan; teşbih, tahmid, tehlil (Allah’ı anma), iyiliği emretme ve güzel ahlak gibi her türlü hayırlı işin sadaka olduğunu belirtmiş, sabır ve kanaatle zenginlerin sevabına ortak olabileceklerini müjdelemiştir.
Ebu Zer’den rivayet: ‘Tesbih ve zikir, öncelikle; ‘Ey Allah’ın Resulü! Zenginler bütün sevap ları alıp götürüyorlar. Zira bizim gibi namaz kılıyor, bizler gibi oruç tutuyor ve ayrıca malları nın fazlasından da sadaka veriyorlar’ dediler.
Peygamber (s.a.v): ‘Allah size sadaka verme imkânı bahşetmedi mi (sanıyorsunuz)?
‘Her namazın ardından Otuz üçer defa Suphanallah, Elhamdülillah, Allahuekber’ diyerek tekbir getirirsin. Sonra bunları, ‘La ilahe illallahu vahdehu la şerike leh. Lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve ala külli şeyin kadir’ cümleleri ile bitirirsin. ‘Günahın denizin köpükleri kadar da olsa bağışlanır’
Her tespih sadaka,
Her tekbir sadaka,
Her tahmid sadaka,
Her tehlil sadakadır.
İyiliği emretmek sadaka,
Kötülükten sakındırmak sadakadır.
Hatta (her) birinizin eşiyle yatması bile sadakadır’ buyurdu.
Sahabilderin zenginlere imrenmeleri ve kendileri için hayıflanmaları karşısında Peygamber Efendimiz ‘Sadaka’ deyince sadece ‘İnfak’ değil, daha başka konuların da akla gelmesi gerektiğini açıklamıştır. Allah Teâlâ herkes için hayır yolları yaratmıştır. Hiç kimseyi hayır işlemekten alıkoymamıştır. İşte mesela;
Her tesbih(Suphanallah)
Her tekbir(Allahuekber)
Her tahmid(Elhamdülillah)
Her tehlil (La ilahe illallah)
Tesbih, tekbir, tahmid ve tehlil birer zikir ve dolayısıyla ‘nafile’ birer ibadettir.
‘Suphanallah’
’Elhamdülillah’,
‘Lâ ilâhe illâllah,
‘Allahuekber’ ve
‘Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhi’l-aliyyi’l-azîm’İfadeleriyle yapılır.’(H.Karaman)
Fakir sahabeler Efendimize gelerek ‘Bizim yaptıklarımızı duymuşlar zenginlerde yapıyorlar, aramızda fark kalmadı demeleri üzerine Efendimiz ‘Bu Allah’ın ikramıdır. Onu dilediğine verir’ buyurdu.
Kendisini diğerlerinden üstün gören zenginlere ‘Size ancak zayıflarınız sebebiyle yardım ediliyor ve rızık veriliyor, değil mi?’ buyurmuştur. (Buhari cihat 76) ‘Zenginlik, mal çokluğu değil dir; asıl zenginlik, gönül tokluğudur’ (Buhari Rikak 15) Hz.Ömer ‘Biz Hayber’i fethettiğimiz zamana kadar doğru dürüst doymuş değildik’ demesi sıkıntılı yılların özetiydi.
Sabah namazına kaldırdı
Peygamberimiz Aleyhisselam; altı ay, sabah namazına çıkarken Fatıma’nın kapısının önünde durup: ‘Ey Muhammed’in ev halkı! Haydi, namaza!’ buyurmuş ve Ahzab süresinin: ‘Ey Ehli Beyt! Allah, sizden günah kirini gidermek, sizi tertemiz yapmak ister!’ mealindeki 33.ayetini okumuştur.
Babaya benzerliği
Hz.Aişe: ‘Ben, Fatıma kadar sözü ve konuşması, Resulullaha benzeyen bir kimse görme dim. Yürüyüşü de Nebiyyi Muhterem Efendimize benzerdi. Ben, Fatıma’dan daha doğru sözlü bir kimse görmedim.’ Aişe’ye, ‘İnsanların, Resulullah’a en sevgili olanı kimdir?’ diye sordular. ‘Fatıma idi’ dedi. ‘Ya erkeklerden’ ‘Fatıma’nın kocası’ cevabını verdi.
Ebu Turab künyesi
Turab: Toprak, Ebu-Turab: Hz.İmamı Ali’nin lakabı. Buharinin Camiinde rivayet ettiğine göre; Bir gün Hz.Aliyi; Fatıma ile dargınlaşıp gittiği mescidde toprağa bulanmış olarak yattığını görünce: İki defa ‘Kalk Ebu Turap!’ diyerek üzerindeki toprağı silkmeye başladı. Hz.Ali ‘Ebu Turap’ diye çağrılmaktan hoşlanırdı.
Ammar b.Yasir’in rivayetine göre; Zülüşeyre seferinde Ammar b.Yasir ile Hz.Ali’nin Beni Müdlic’in hurma bahçesinde çalışmalarını izlerken uyumaları sonucu toprağa belendiğini görünce Resulullah’ın: ‘Sana ne oldu ey Ebu Turab’ diye kündelediğin rivayet edilmektedir.
Taberi Zülüşeyre Seferi için: ‘Bu, Peygamber’in (s.a.v), Hz.Ali’yi ‘Ebu Turap’ diye künye lediği gazadır. Bu isim ona şundan ötürü verilmiştir:
Peygamberimiz, Hz.Ali’yi talep etmiş bulamamış ve aramıştı. Bir ağaçlıkta yüzü toprağa dönük yatmış ve uyumuş buldu. Uyandırıp: ‘Kalk! Ya Eba Turab!’ dedi. Veya Kimileri şöyle rivayet etmişlerdir: ‘Hz.Ali o ağacın altında namaz da secde halinde olduğu için yüzü toprak olmuştu. ‘Ya Eba Türab! İyi ibadet ediyorsun!’ dedi. Hz.Ali onunla fahrederdi (övünürdü): ‘Peygamberimiz (s.a.v), beni sücudda (secdede) görerek bana ‘Ebu Türab’ diye çağırırdı.
Peygamber ailesine zekât ve sadaka haramdır
Allah Rasulü’nün Ehli Beyt’ine zekât almak haramdır. Peygamberimiz Aleyhisselam: ‘Bir gün Hz.Hasan’ın çocukken Beytülmal’e ait zekât, sadaka hurmasından bir tanesini yediğini görünce: ‘Kaka! Kaka! Kaka!’ diyerek ağzından çıkarttırdı ve: ‘Zekât, sadaka bize; ne Muhammed’e, nede Muhammed’in hanedanına helal değildir!’ buyurdu. Hz.Hasan da hatıralarında bu olayı teyit etmiştir. Hz.Abbas’ın oğlunun zekât ve sadaka tahsildarlığı isteğini de geri çevirmiştir. Bir başka istekliye de şu cevabı verdi: ‘Biz bu işlere taliplileri tayin etmeyiz, layıkları getiririz’ buyurmuştur.
Selam ve dua ile…
























Yorum Yazın