Karikatürü tarif etmek kolay değildir. "Kısa bir yazıdır." deseniz eksik kalır. "Resimdir." deseniz yetmez. "Mizahtır." derseniz yine bir tarafı boşta kalır. Çünkü karikatür; çizginin düşünceyle, mizahın cesaretle buluştuğu bir sanat dalıdır. Bazen tek karede bir dönemi anlatır, bazen tek bir bakışla sayfalar dolusu makalenin söyleyemediğini söyler.
İyi bir karikatürist yalnızca iyi çizen insan değildir. İyi gözlem yapan, hayatı doğru okuyan, ayrıntıyı yakalayan ve en önemlisi, söyleyeceğini birkaç çizgiyle anlatabilen kişidir. İşte bu yüzden karikatürün dili öğrenilmez; zamanla yaşanır, olgunlaşır ve ustalaşır.
Bir süredir aklımda güzel bir düşünce vardı. Yeni kuşaklar için "Karikatürün Dili" başlıklı bir söyleşi hazırlamak istiyordum. Bu söyleşide, yıllarını karikatüre vermiş bir dostumuzla çizginin serüvenini konuşacaktık. İlk karikatürünü nasıl çizdiğini, çizgisinin nasıl değiştiğini, hangi ustalardan etkilendiğini, yaşadığı zorlukları ve bugün geldiği noktayı kendi anlatımıyla dinleyecektik. Çünkü bir sanatçıyı en iyi yine kendi hikâyesi anlatır. Teklifimi ilettim. İlk cevap olumluydu. Aradan zaman geçti...
Benim bu işin peşini bırakmaya niyetim olmadığını anlayınca kısa ama oldukça manidar bir mesaj geldi: "Karikatürün dilini yapay zekâ ile konuş. O daha iyi anlatır." Doğrusu gülümsedim. Belki gerçekten konuşmak istemedi. Belki de yılların getirdiği yorgunluktu. Belki de karikatür üzerine konuşmanın, karikatür çizmek kadar kolay olmadığını düşündü. Haksız da sayılmaz. Çünkü karikatür, her zaman güldüren bir sanat değildir. Düşündürür, eleştirir, dokundurur. Sivri dili bazen alkış alır, bazen tepki çeker. Hatta zaman zaman hukuki süreçlere kadar uzanan tartışmaların da kapısını aralayabilir. Karikatürist, kalemini oynatırken yalnızca mürekkep harcamaz; çoğu zaman cesaretini de ortaya koyar.
Aynı dostumuz, karikatürü bırakacağını da söylemişti. Mevcut gazete sözleşmesi bitene kadar çizmeye devam edeceğini, sonrasında ise kalemini dinlendireceğini ifade etmişti. Dinledim... Ama doğrusu buna pek inanamadım. Çünkü benim bildiğim karikatür virüse benzer. Bir kere içinize girdi mi artık onun tedavisi yoktur. Ne ilacı bulunmuştur ne de aşısı... İnsan belki gazeteye çizmez, dergiye göndermez, sergi açmaz. Ama zihni çizmeyi hiç bırakmaz. Sokakta yürürken bir yüz ifadesinde, otobüste duyduğu bir cümlede, televizyondaki bir haberde, hatta günlük hayatın en sıradan anında bile yeni bir karikatür görmeye devam eder. Belki yayımlamaz... Belki masasının çekmecesinde kalır... Ama o çizgi yaşamaya devam eder.
Sanırım karikatürün gerçek dili de budur. O dil, yalnızca kâğıda çizilen birkaç çizgide değil; dünyaya farklı bakabilme cesaretinde saklıdır. Çizer susabilir, kalem bir süre dinlenebilir. Fakat karikatür, sahibinin zihninde yaşamaya devam eder. Kim bilir... Belki bir gün o dostumuzla yine karşılaşırız. Ben yine aynı soruyu sorarım. O da bu kez "Yapay zekâya bırakma, gel konuşalım." der. Olursa ne güzel olur. Olmazsa da sağlık olsun. Çünkü biliyorum ki karikatürün dili, eninde sonunda yine bir çizginin ucunda kendine mutlaka bir yol bulacaktır.
























Yorum Yazın