Yapay zekâ artık yalnızca bir teknoloji değil; günlük hayatın görünmez altyapısı haline gelmiş durumda. Haber yazıyoruz, görsel üretiyoruz, araştırma yapıyoruz, müşteri hizmetleri alıyoruz… Tüm bunların arkasında devasa veri merkezlerinde çalışan yapay zekâ sistemleri var. Ancak bu dijital dünyanın fiziksel bir bedeli bulunuyor: su tüketimi.
Çoğu kişi yapay zekâyı soyut bir yazılım gibi düşünür. Oysa yapay zekâ modelleri, binlerce güçlü işlemcinin aynı anda çalıştığı veri merkezlerinde hayat bulur. Bu sistemler yoğun şekilde ısınır ve aşırı ısınmayı önlemek için gelişmiş soğutma altyapılarına ihtiyaç duyar. İşte bu noktada su devreye girer.
Yapay zekâ doğrudan su kullanmaz; ancak onu çalıştıran sunucuların soğutulması için büyük miktarda suya ihtiyaç duyulur. Ayrıca tüketilen elektriğin üretim süreçlerinde de su kullanımı söz konusudur. Yani ortada dolaylı ama gerçek bir su ayak izi vardır.
Bilimsel ve sektörel tahminlere göre ortalama bir yapay zekâ sorgusu, veri merkezi soğutması ve enerji üretimi dahil edildiğinde mililitre seviyesinde bir su tüketimine karşılık geliyor. Tek başına bakıldığında bu miktar önemsiz görünebilir. Ancak kullanım ölçeği büyüdüğünde tablo dramatik biçimde değişiyor.
Dünya genelinde büyük yapay zekâ sistemlerine her gün milyarlarca sorgu gönderiliyor. Bu yoğun kullanımın toplam su karşılığı ise artık 'damla' ile değil, milyonlarca litreyle ifade ediliyor.
Ortalama tahminler üzerinden yapılan hesaplamalara göre:
Günlük su tüketimi: yaklaşık 10–30 milyon litre
Aylık su tüketimi: yaklaşık 300–900 milyon litre
Yıllık su tüketimi: yaklaşık 3,5–11 milyar litre
Bu veriler; veri merkezlerinin soğutulması ve enerji üretimi için gereken dolaylı su kullanımını kapsayan küresel tahminlerdir. Gerçek miktarlar kullanılan teknolojiye, veri merkezlerinin bulunduğu ülkelere ve enerji kaynaklarına göre değişebilir. Ancak hangi hesaplama yöntemi kullanılırsa kullanılsın, ortaya çıkan sonuç nettir: yapay zekâ ciddi bir su tüketim ekosisteminin parçasıdır.
Dünya, iklim değişikliği nedeniyle giderek daha sıcak ve daha kurak bir döneme giriyor. Birçok ülkede baraj seviyeleri düşüyor, tarımsal üretim zorlaşıyor, içme suyu kaynakları baskı altına giriyor. Su artık yalnızca bir doğal kaynak değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik meselesi haline geliyor.
Tam da böyle bir dönemde, hızla büyüyen yapay zekâ teknolojilerinin su tüketimi yeni bir tartışma başlatıyor: Dijital konforumuz için ne kadar doğal kaynak harcıyoruz?
Elbette yapay zekânın sağladığı faydalar büyük. Ancak bu teknolojilerin altyapısı, su ve enerji gibi sınırlı kaynaklara dayanıyor. Özellikle kuraklık riski taşıyan bölgelerde kurulan veri merkezleri, yerel su kaynakları üzerinde ek baskı oluşturabiliyor.
Asıl mesele yapay zekâdan vazgeçmek değil; onu daha verimli ve sürdürülebilir hale getirmek. Geleceğin rekabeti sadece daha akıllı yapay zekâ değil, aynı zamanda daha az kaynak tüketen yapay zekâ olacak.
Yapay zekâ gözle görülmez bir teknoloji gibi algılansa da arkasında son derece fiziksel bir gerçeklik var: enerji tüketen, ısınan ve soğutulmak için suya ihtiyaç duyan dev sistemler.
Bugün küresel ölçekte yapay zekâ için harcanan su, tek başına dünya su krizini yaratacak seviyede olmasa da, hızla büyüyen dijital ekosistem düşünüldüğünde iklim değişikliği ve kuraklık çağında göz ardı edilemeyecek bir çevresel etki oluşturuyor.
Dijital geleceği inşa ederken artık yalnızca teknolojik ilerlemeyi değil, bu ilerlemenin doğaya olan maliyetini de hesaba katmak zorundayız. Çünkü ekranın arkasındaki her akıllı cevap, görünmeyen bir doğal kaynak tüketiminin sonucu.
























Yorum Yazın