MENU
  • YEREL HABERLER
  • EĞİTİM
  • ASAYİŞ
  • YAZARLAR
  • FOTO GALERİ
  • WEB TV
  • YEREL HABERLER
  • YOL TRAFIK DURUMU
  • BİYOGRAFİLER
  • E-GAZETE
  • Künye
  • Gizlilik Politikası
  • İLETİŞİM
  • Foto Galeri
  • Web TV
  • Yazarlar
  • Anketler
  • Nöbetçi Eczaneler
  • E-Dergi
24 Saat  Ankara Haberleri I Redaktör Haber
DOLAR42.0772
EURO48.4935
GR ALTIN5373.4
ÇEYREK4491.1
Ankara
24 Saat  Ankara Haberleri I Redaktör Haber
24 Saat  Ankara Haberleri I Redaktör Haber
  • ANKARA HABERLERİ
  • GÜNDEM
  • ULUSAL HABERLER
  • POLİTİKA
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR
  • KÜLTÜR SANAT
  • SAĞLIK
Kapat

BİNALAR BÜYÜDÜKÇE, İNSANLIK KÜÇÜLÜYOR...

Ana SayfaYazarlarOsman Çakır
03 Aralık, 2018, Pazartesi 09:49
  • yazdıryorum yazfont küçültfont büyüt

Her bina bir köy ya da mahalle. Her site bir kasaba...Konserve kutusu gibi apartman katlarında, toprağa basmadan, yeşile dokunmadan, betonların arasında sıkışarak nefes almaya çalışıyoruz. Jeolojik deprem evlerimizi yıkarak (Allah korusun) beton altında kalmadan, farkında olmadan canlı canlı betonlaşmış bir hayata mahkûm yaşıyoruz.

Betonların arasından kirli bir gökyüzü. İnsanlar, deniz mavisi gökyüzü yerine, matlaşmış, griye çalan bir havaya bakıyorlar.

Zaten herkeste ayrı bir kibir, her biri dev aynasında karşısındakine burnu havada tepeden bakıyor. Sanki karşılaşmaktan çok sıkılmış gibi, bırakın hâl hatır sormayı, selamı bile esirgeyerek geçip gidiyor.

En samimisi merhabayı mırıldanarak, kafayı sallayıp uzaklaşıyor.

İnsanlar robot gibi…Kozmopolit bir hayata mahkûm olmuşuz.

“Marka kentlere marka mekânlar” diyerek pazarlanan, değeri rantla ölçülen dikey beton yığınlarının içerisindeki stüdyo tipi veya çok odalı konutların (evler diyemiyorum), TV dizileri, sanal medya ile birbirinden kopuk, zorunlu beraberlikten ibaret ruhsuz bir yaşamı sürdürmeye çalışıyoruz. Zaten rezidans diye sunulan stüdyo tipi evlerde insanları stüdyoda gibi bir yaşama alıştırmak için, toplumun temel nüvesi olan aileyi daha da parçalamak için kurgulanmış insanı yalnızlığa ve içine kapanmaya mahkûm eden bir yaşam tarzı sunan yapıdır. Bir nevi gettolaşan yerlerinde insanlar giyimleriyle, bindiği arabanın modeliyle, makamlarıyla ve etrafa yaydığı havayla farkındalık ve saygınlık kazanacaklarını umuyorlar. Bu sitelerde havuz, fitnes ve saunaları sosyal tesis ve meditasyon ve yoga merkezlerini de sosyal etkinlik olarak pazarlıyorlar.

Camiye giren çıkana selam vermiyor. “Baba ocağı” denen aile sıcaklığını çoktan kaybetmişiz. Cenazelerde, duaya gelen iki ayet okuyan hocalarımıza şöyle içi dolu kalın bir zarfı vermezsen, neredeyse okuduğu dua ve ayetleri geri alacak havayla yüzünü ekşiterek çekip gidiyorlar. Yaşamak ayrı bir maliyet, ölümde defin ise apayrı bir külfet haline geldi. Dirisiyle alakası olmayan komşuların gün geçtikçe ölüsüyle de alakası olmayacak hale doğru sürükleniyoruz.

Marketlerde yediğimiz içtiğimiz sentetik fabrikasyon ürünler. Çocuklar, büyükbaş, küçükbaş hayvanları görmediği için neredeyse “eti, sütü, yumurtayı fabrikada üretiliyor zanneder” hale geldiler. Marketlerin manav tezgahlarından başka sebze meyveyi görmediği için toprakla sosyolojik ve psikolojik bağı kuramaz haldeler. Yürüdükleri, asfalt, dokundukları metal, plastik ve beton. Bu ürünler gibi robot, sentetik insanlar haline dönüşüyorlar, öyle de yetişiyorlar.

Menfaatin olduğu yere, makama veya kişiyi seyrü seferler eksilmiyor. Çevresinde fır dönülüyor.

İşte 31 Mart 2019’da yapılacak bu Yerel Seçimlerle bu tehlikeli sürüklenişe kazık fren yapacağımız bir seçim olmalı. Seçeceğimiz Başkanlarda ve yerel yöneticilerde bu sürüklenişe dur diyecek adayları ön plana çıkarıp, işbaşına getirmemiz gerekir.

Seçilecek başkanlar, encümenler, muhtarlar mevcudu sürdürmeye, mevcut varlıkları, sistemi idare etmeye gelmemelidir.

Yeşilimizi, parklarımızı, gencimize ve yaşlımıza saygıyı geri kazandıracak, modern ve çevreye saygılı sanayi ve iş alanlarını, eğitimi ve bilimi ön plana alan insan odaklı toplumsal yapıyı kurgulayan yerel yönetimler oluşturacak kadroları öne çıkarmamız gerekir. Tüm canlıların yaşama hakkını öne çıkaran, doğayı, yeşili korumadan insanın yaşayamayacağının idrakinde olan şahsı ve nefsi için değil, Hakk’ı ve hizmeti esas olarak insanı merkez alan karakterleri bulmamız gerekir. Toplumu tüketim bağımlısı, yardıma muhtaç ama aylak aylak kahvelerde ve kafelerde ömür tüketen değil, okuyan, üreten, kazanarak kendi kendine yeten ekonomik düzenin tesisine altyapı hazırlayacak bir yönetimi tercih etmemiz  son derece hayati önem taşıyor.

Emperyalist, kapitalist sistemin, acımasız pazar ekonomisine dayanan, değer yargılarımızı, bize ait güzel olan ne varsa, bizi bizden çalan her şeyimizi geri bize kazandıracak yerel yönetimleri ve yöneticileri iş başına getirmemiz gerekir. Seçeceğimiz insanların özüne bakacağız, sözüne bakacağız, gözüne bakacağız

Bize benziyor mu? Bizden birimi? Onu anlayacağız, tartacağız, ondan sonra işbaşına getireceğiz.

Yerel yönetimler öyle diğer kurumlara benzemez. Doğrudan geçimimizi, yediğimizi, içtiğimizi, mutfaktaki tenceremizi, içtiğimiz suyu, ağzımızın tadı tuzu ve yaşadığımız çevremizi, dirimizi, ölümüzü, hepsinden önemlisi okula giden çocuğumuzun geleceğini direkt ilgilendirir.

Yerel Yönetime aday olanların geçmişlerine, yaptıklarına, ruhlarına, donanımlarına ve ekipleri ile yalnızca kuru vaatlerine değil, bu vaatleri nasıl gerçekleştirecekleri projelerine ve de sundukları kaynaklara bakılmalı.

Adamakla mal tükenmez, vaatlerde bitmez. Politikacılarda lafta bitmez. Peynir gemisi lafla yürümez. Rahmetli Cem Karaca’nın “Peynir Gemisi” şarkısında söylediği gibi;

Laf ile peynir gemisi 
Yürür mü a canım, yürür mü 
Öküz altında buzağı 
Büyür mü a canım, büyür mü 
Eşme, eşeleme toz olur 
Deşme, deşeleme söz olur. 
Gelen ağam giden paşam 
Ver şu ineği bende sağam 
Alan razı satan razı 
Yok mu eden doğru kelam 
Ne sihirdir ne keramet 
El çabukluğu marifet 
Sabrın sonu da selamet 
Doğdun sabret ölürsün sabret...

Politikada proje adamlarıyla, üfürücüleri ayırt etmemiz gerekir. Hani bir deyiş var ya; “Yel Allah’ın, kaval elin üfle babam üfle”

Sağ ve esen kalın......

 

 

Yorum Yazın

Osman Çakır

    iletişime geç

    Osman Çakır

    Bizi Takip Edin
    Facebook
    Twitter
    Instagram
    Youtube
    Köşe Yazarları
    İmbat Muğlu
    İmbat Muğlu MİLLİ İRADE
    Erbay Kucet
    Erbay Kucet Arkadaşlık Yolu
    Çakır Mehmet
    Çakır Mehmet AKRABALAR SORUNU
    Salih Kurnaz
    Salih Kurnaz ARINMAK MI?
    İbrahim GÖKDEMİR
    İbrahim GÖKDEMİR 2025 Türkiye’si: Değişen Dinamikler, Yeni Arayışlar ve Toplumsal Dönüşüm
    Yalçın Topçu
    Yalçın Topçu TİCARİ BOYKOT VE TOPLUMSAL BÖLÜCÜLÜK..
    Abdulkadir Karaboğa
    Abdulkadir Karaboğa İnsan ve Karakter Kostümleri
    İdris Ortakaya
    İdris Ortakaya TAM ZAMANI
    Ayşe Hicret AYDOĞAN
    Ayşe Hicret AYDOĞAN Acı ile Hamd Arasında Kısa Bir İç Döküş
    Sevim KANSUVA
    Sevim KANSUVA Altı üstü biraz demir biraz çimento, biraz doğru zemindi gereken
    Mevlüt Şahin
    Mevlüt Şahin Hiçbir şey göründüğü kadar İyi veya Göründüğü Kadar Kötü değildir
    İsmail Tekpınar
    İsmail Tekpınar BEYLER DAĞILABİLİRSİNİZ
    İlhan KOÇ
    İlhan KOÇ BEYNİMİZ VE “AYNA NÖRONLAR”
    Osman Çakır
    Osman Çakır Kuraklık Türkiye'yi kurutmadan...
    Kemal Haluk CEBE
    Kemal Haluk CEBE POZİTİF SİYASET
    Nedim Yüksel ÇAKIR
    Nedim Yüksel ÇAKIR YANI BAŞIMIZDAKİ TEHLİKE; UÇUCU MADDELER..
    Kutlu TAMAY
    Kutlu TAMAY ANKARA’ DAN DÜNYAYA AÇILAN MARKA ‘’BUTCHA’’
    Fatma Yılmaz
    Fatma Yılmaz SINIRLARIMIZ
    Zeynep Gökdemir
    Zeynep Gökdemir BİR HARF NİCE YOLLAR AŞTIRIR
    Dursun Erkılıç
    Dursun Erkılıç ABD’nin vize bombası!
    24 Saat  Ankara Haberleri I Redaktör Haber
    KünyeGizlilik PolitikasıRSSSitemapSitene EkleArşivİletişim
    SOSYAL MEDYA BAĞLANTILARI
    FACEBOOKTWITTERINSTAGRAMLINKEDINYOUTUBE

    Redaktör Haber 2022 | Yazılım: Onemsoft